Tıpkı diğer işçiler ile olduğu gibi, beyaz yakalı işçiler ile işveren arasındaki ilişki de Türk Borçlar Kanunu, İş Kanunu ve sair ilgili yasal mevzuat ile düzenlenmiş olan işçi-işveren ilişkisidir. Beyaz yakalı işçiler tarafından gerçekleştirilen komisyonculuk (kick back), kendisinin veya başkalarının yöneticisi olduğu paravan şirketler lehine ve işveren zararına satış yahut satın alma yapma, gizli bilgileri işverenin ticari rakiplerine menfaat karşılığı yayma, ifşa etme, kişisel verileri hukuka aykırı şekilde ele geçirme, yayma, yok etme gibi hukuka aykırı eylemler; işçinin iş görme, dürüst davranma ve sadakat borçlarına aykırılık teşkil eder. Bu tür eylemlerin iş hukuku bağlamındaki sonucu eylemin yoğunluğu, neticenin ağırlığı ve somut durumun özelliğine göre iş akdinin işveren tarafından haklı veya geçerli nedenle feshi olurken, Borçlar Hukuku yönünden ise maddi veya manevi tazminat ödenmesi olacaktır. Eylemin ceza hukuku yönünden suç teşkil edip etmeyeceği ve cezalandırılıp cezalandırılmayacağı ise ceza ve ceza yargılaması hukukuna ilişkin düzenlemeler uyarınca ayrıca ele alınmalıdır.
Çağdaş ceza hukukuna hakim olan ilkelerden olan “kanunilik ilkesi” latince olarak Alman ceza hukukçusu Anselmo Feuerbach tarafından “Nullum crimen, nulla poena sine lege.” Türkçe çevirisi ile “Kanunsuz suç ve ceza olmaz.” şeklinde formüle edilmiştir. Türk Ceza Kanunu’nun ikinci maddesinde bu ilkeye yer verilmiş ve bu ilkeden ne anlaşılması gerektiği açıklamıştır. Buna göre bir davranışın hukuk bilimi uyarınca “suç” olarak değerlendirilmesi için en önemli koşul, ceza kanunlarında suç olarak tanımlanmış olmasıdır. Başka bir deyişle ceza kanunlarında suç olarak tanımlanmayan bir fiilin; borçlar hukuku ve iş hukuku gibi özel hukuk dalları bağlamında sözleşmeye aykırılık veya haksız fiil teşkil etse dahi, ceza hukuku yönünden suç olarak nitelenmesi ve faile yaptırım uygulanması mümkün değildir.
Bir eylemin suç olarak değerlendirilebilmesi için, ceza kanunlarında yazılı suç tanımına uymasının yanı sıra suçun manevi unsurunun da yerine gelmesi gerekir. Hukukumuzda asıl olan, kasten işlenen fiillerin cezalandırılmasıdır. Taksirle işlenen bir fiil, kanunda açıkça suç olarak gösterilmediği takdirde cezalandırılmayacaktır.
Temel insan haklarından biri olan adil yargılanma hakkının uzantıları arasında sanığın suçu sabit görülünceye kadar masum sayılması gerektiğine ilişkin masumiyet karinesi yer almaktadır. Masumiyet karinesi aynı zamanda “Şüpheden sanık yararlanır.” özdeyişi ile ifade edilen, sanığın üzerine atılı suçu işlediğinin şüpheye yer vermeyecek, kesin ve somut delillerle ispatlanması zorunluluğunu da içermektedir Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olay ve iddialar sanık aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz.
Beyaz yakalı çalışanların iş akdine aykırı davranışlarının tespiti, kanıtların ortaya çıkarılması, şirket içi soruşturmanın yürütülmesi, eyleme ilişkin özel hukuktan doğan tedbirlerin değerlendirilmesi gibi tüm aşamalar titizlikle ve multidisipliner bir yaklaşımla ele alınmalı; eylemin ceza hukukuna ilişkin sonuçları göz ardı edilmemelidir.
4857 sayılı İş Kanunu’na göre bir iş sözleşmesine dayanarak çalışan gerçek kişiye işçi, işçi çalıştıran gerçek veya tüzel kişiye yahut tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşlara işveren denir. Kanunumuz, Bununla beraber genellikle beyaz yakalı işçi statüsünde olan ve işletmenin bütününü sevk ve idare eden işveren vekili ve yardımcıları ile işyerinin bütününü sevk ve idare eden ve işçiyi işe alma ve işten çıkarma yetkisi bulunan işveren vekillerinin iş güvencesi hükümlerinden yararlanamayacaklarına (işe iade davası açamayacaklarına) ilişkin İş Kanunu m. 18/5 hükmüdür. Ancak bu düzenlemede dahi bir yaka ayrımı yapılmadığına, düzenlemenin “işveren vekili” lafzını kullandığına dikkat edilmelidir.
Yargıtay kararlarında beyaz yaka – mavi yaka ayrımı genellikle işçinin toplu iş sözleşmesinden yararlanıp yararlanamayacağına ilişkin uyuşmazlıklar yönünden gündeme gelmiştir. Yargıtay, uygulamada ofis işlerinde çalışanların beyaz yaka, beden gücüne dayalı çalışanların ise mavi yaka olarak nitelendirildiğinin altını çizmiştir. Bununla birlikte Yargıtay kararlarında yapılan iş ve buna bağlı olarak görev ve sorumluluklar, alınan ücret, işyeri organizasyonu içinde yönetici kabul edilebilecek bir pozisyonun olup olmadığı hususlarında bir incelemenin gerekli olduğu belirtilmektedir.
“Beyaz yaka suçu” İlk olarak 1939’da sosyolog Edwin Sutherland tarafından “mesleği sırasında saygın ve yüksek sosyal statüye sahip bir kişi tarafından işlenen suç” olarak tanımlanmıştır. Bu tabir günümüzde, ticari işletmeler, bunların çalışanları yahut devlet memurlarınca mali motivasyonla ve haksız kazanç elde etme amacıyla işenen bir kısım suçları ifade eder. Beyaz yaka suçları genellikle şiddet eylemi içermemekle beraber şirketin mali yapısını, itibarını ve yöneticilerin kişisel özgürlüğünü doğrudan etkiler. Her ne kadar yukarıda beyaz yaka (ve onun bir çeşidi olan sarı yaka) ile kırmızı yaka ayrımına yer verilmiş ise de beyaz yaka suçları tabiri her iki grubu da kapsamaktadır. Öte yandan devlet memurlarının tabi olduğu yasal rejim ile özel sektör çalışanlarının tabi olduğu yasal rejim farklı olduğu gibi her iki grubun işlediği beyaz yaka suçlarının soruşturma ve kovuşturma usullerinde de farklılıklar bulunmaktadır.
Genel itibariyle beyaz yaka suçlarından bazılarını kısaca açıklamak gerekirse:
• Dolandırıcılık (TCK 157 m.): Dolandırıcılık suçu, hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp, onun veya başkasının zararına olarak, kendisine veya başkasına bir yarar sağlamak biçiminde tanımlanmıştır. Buradaki hile sözü ile ifade edilmek istenen, basit bir yalan değil sergilenişi açısından mağdurun denetim olanağını ortadan kaldıran, yoğun, ustaca ve bir yalandır.
Dolandırıcılık suçunun daha ağır cezayı gerektiren nitelikli halleri ise madde 158’de düzenlenmiştir. Bu nitelikli hallerden; dolandırıcılık suçunun bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle, basın ve yayın araçlarının sağladığı kolaylıktan yararlanmak suretiyle, tacir veya şirket yöneticisi olan ya da şirket adına hareket eden kişilerin ticari faaliyetleri sırasında; kooperatif yöneticilerinin kooperatifin faaliyeti kapsamında veya serbest meslek sahibi kişiler tarafından, mesleklerinden dolayı kendilerine duyulan güvenin kötüye kullanılması suretiyle işlenmesi beyaz yaka suçları kapsamına girebilecek nitelikleri halleri teşkil etmektedir.
Örneğin bir şirketin idari işler müdürünün, bir yakını üzerine şirket kurarak bu şirketten sahte hizmet alımları yapması yoluyla çalıştığı şirketi zarara uğratması halinde dolandırıcılık suçu oluşur.
• Rüşvet (TCK m. 252): Rüşvet suçu, görevinin ifasıyla ilgili bir işi yapması veya yapmaması için, doğrudan veya aracılar vasıtasıyla, bir kamu görevlisine veya göstereceği bir başka kişiye menfaat sağlamak biçiminde herkes tarafından veya görevinin ifasıyla ilgili bir işi yapması veya yapmaması için, doğrudan veya aracılar vasıtasıyla, kendisine veya göstereceği bir başka kişiye menfaat sağlamak biçiminde bir kamu görevlisi tarafından işlenebilen suçtur. Suçun oluşması rüşvet konusunda anlaşmaya varılması yeterlidir.
Rüşvet alma suçunu işleyebilecek kişi yalnızca kamu görevlisi olabilir. Kamu görevlisi olmayan yahut kanunlarca kamu görevlisi sayılmayan bir kişinin kanundaki tanımda yazılı eylemi gerçekleştirmesi; örneğin bir şirketin satın alma departmanında görevli çalışanın, bir tedarikçiden alım yapılması için maddi menfaat temin etmesi halinde rüşvet suçu oluşmayacaktır.
Rüşvet verme suçu ise herkes tarafından işlenebilir. Örneğin bir inşaat şirketi yöneticisi, inşaat ruhsatı alabilmek için belediye görevlilerine hukuka aykırı bir maddi menfaat sağladığı veya bu konuda bu görevlilerle anlaştığı takdirde rüşvet verme suçu oluşacaktır.
• Zimmet (TCK m. 247, Bankacılık Kanunu m. 160): Türk Ceza Kanunu’nda zimmet suçu kamu görevlisi tarafından işlenebilecek bir suç olarak öngörülmüş ve görevi nedeniyle zilyetliği kendisine devredilmiş olan veya koruma ve gözetimiyle yükümlü olduğu malı kendisinin veya başkasının zimmetine geçirmek olarak tanımlanmıştır. Bankacılık Kanunu’nun 160’ıncı maddesinde de “Zimmet” başlıklı suç tanımına yer verilmiş olup, suça konu fiil görevi nedeniyle zilyetliği kendisine devredilmiş olan veya koruma ve gözetimiyle yükümlü olduğu para veya para yerine geçen evrak veya senetleri veya diğer malları kendisinin ya da başkasının zimmetine geçirmek olarak belirtilmiştir. Buradan hareketle suça konu fiili işleyen kamu görevlisi aleyhinde TCK’nın 247’nci maddesi, ister kamu bankası ister özel banka olsun banka çalışanı aleyhinde ise Bankacılık Kanunu’nun 160’ıncı maddesi uyarınca ceza soruşturması ve kovuşturması yapılması söz konusu olacaktır.
Güveni Kötüye Kullanma (TCK m. 155): Başkasına ait olup da muhafaza etmek veya belirli bir şekilde kullanmak üzere zilyetliği kendisine devredilmiş olan mal üzerinde, kendisinin veya başkasının yararına olarak, zilyetliğin devri amacı dışında tasarrufta bulunmak veya bu devir olgusunu inkar etmek güveni kötüye kullanma suçunu teşkil etmektedir. Suçun oluşması için mülkiyet hakkı sahibinin somut olarak zarara uğramış olması yahut failin/başkasının bir yarar elde etmiş olması şart değildir. Suçun meslek ve sanat, ticaret veya hizmet ilişkisinin ya da hangi nedenden doğmuş olursa olsun, başkasının mallarını idare etmek yetkisinin gereği olarak tevdi ve teslim edilmiş eşya hakkında işlenmesi ise nitelikli halini teşkil etmektedir.
Güveni kötüye kullanma suçunun en önemli unsuru, malın mülkiyet hakkı sahibi (çalışmamız açısından işveren, müşteri veya tedarikçi) ile fail (çalışmamız açısından işçi) arasında, tarafların özgür iradesi ile kurulmuş bir sözleşme ilişkisi bulunmasıdır. Şayet taraflar arasında bir sözleşme ilişkisi yoksa suç oluşmayacaktır. Sözleşme ilişkisi kurulması mülkiyet hakkı sahibinin hile ile aldatılması sayesinde olmuşsa bu durumda güveni kötüye kullanma değil, dolandırıcılık suçu oluşacaktır.
Örneğin, kendisine iş için kullanılmak üzere tahsis edilmiş şirket aracını üçüncü kişilere kiralayan çalışanın eylemi güveni kötüye kullanma suçunu oluşturur.
Bu suçların yanı sıra, resmi veya özel belgede sahtecilik (TCK m. 204-207), ihaleye fesat karıştırma (TCK m. 235), vergi kaçakçılığı suçları (VUK m.359), kişisel verilerin hukuka aykırı kaydedilmesi, verilmesi, ele geçirilmesi (TCK m. 135 vd.), suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerin aklama (TCK m.282), gibi suçlar da beyaz yaka suçları olarak karşımıza çıkabilecek suç tipleridir.
İşverene veya işverenle bağlantılı üçüncü kişilere karşı finansal suçlar işleyebilecek olan işçiler; uzmanlıkları, bilgi ve tecrübeleri ile yaptıkları işlerin niteliği gereği genellikle beyaz yakalı işçilerdir. Bu işçilerin eylemlerinin Türk Ceza Kanunu veya diğer ceza hukuku mevzuatı yönünden suç teşkil edip etmeyeceği değerlendirilirken her suç tipinin kendine özgü tanımı, hareketleri, suç delilleri ayrı ayrı gözetilmelidir. Eylemin suç teşkil etmese dahi İş Kanunu, Türk Borçlar Kanunu gibi kanunlar uyarınca tazminat gerektirip gerektirmeyeceği ise bu kanunlardaki hükümlere göre belirlenir.
ÖNEMLİ: Bu makalede yer alan açıklamalar yayımlandığı tarihteki güncel mevzuat, yargı kararları ve diğer kaynaklara dayanmaktadır. Makalenin yayım tarihinden sonra konuya ilişkin mevzuat, içtihat, doktrinde değişiklikler yaşanmış olabilir.